11 Şubat 2011 Cuma

daha önce tanışmış mıydık? yok bu ben değilim!

düşünüyorum da hayatım boyunca ben hep "çok" sevildim, en çok sevilen olmadığım zamanlarda oldu ama arkadaşlarım , ailem, sevgilim hep çok sevdi beni... iş hayatında da bu böyleydi ta ki ben çıldırana kadar, yanımdaki kızlar ilk defa telefonla konuşurken sesini duyduk dediler, telefonda konuştuğum aslında çok sevdiğim her zaman anlayış gösterdiğim iş arkadaşım ise beni "you are so rude" olarak tanımladı.... bunu duyar duymaz kafamdan aşağı kaynar sular döküldü, ben ki hayatım boyunca kimsenin kalbini kırmamış, buna özellikle dikkat etmiş biriydim... demek ki herkesin bir taşma noktası varmış, benim o kocaman sandığım kabım bile bir damla daha taşımayacak kadar ufalmış.
sinirime yenilecek kadar aciz olamazdım, altı üstü yaptığımız şey "iş" değil miydi? kalp kırmaya değmezdi haklı ya da haksız olmanın önemi yoktu, hele ki birlikte çalışmaktan gerçekten zevk aldığın biriyse kalbini kırdığım kişi, yaptığım oldukça ayıptı... yeni koleksiyon hazırlığı, yeni müşteri, fit toplantılarına yetişmesi gereken sample'lar her ne kadar beni canımdan bezdirmiş olsada sinirini başkasından çıkarmak hiç ama hiç bana göre değil.
hemen bir bardak çay doldurdum kendime, sakinleştim... tekrar telefon etmeyi göze alamayarak geçtim klavyenin başına, kıza bağırmaktan ötürü kendimi ne kadar kötü hissettiğimi yazdım, kafamın bir sürü farklı şeyle dolu olduğunu anlattım...haketmeyen birini kırmak, kendime yapabileceğim en büyük kötülüktü çünkü... o da bana cevap yazdı sonra tekrar telefonda konuştuk her şey hallolmuştu... her ikimizinde gününü berbat etmeye değmeyecek mesele toz bulutu olup kaybolmuştu.
dün bana gelen koliyi açarken hayıflanıp durdum, hep iş, incik-boncuk, dantel, trim, grossgrain tape , ipler, nakışlar , örnekler.... kahretsin dedim son paketi açarken, uk ofisten  bir günde bir hediye, bir şeker - çikolata bir şey gönderseler ! keşke başka bir şey dileseydim de olsaydı. odada hafif çığlığım yankılandı. bir kaç gün önce tartıştığım kız bana hediye göndermiş... yaptığıma daha çok utandım...
hediyeyi başka bir postta incelemeyi düşündüm ama hazır vaktim varken paylaşayım gitsin.... paketi elime ilk aldığımda ne olur chanel no.5 olmasın dedim, bu kokuyu seven kadını anlamıyorum, çok ağır, çok yapışkan ayrıca  bana dean koontz'un vampirin öpücüğü romanını hatırlattığından hoşlanmıyorum o kokudan. sevinç çığlığım korkuya dönüşmüştü ki çabucak çözdüğüm kurdelenin içinden efsane oje Chanel 505 particuliere çıktı. tüm övgüleri hak eden bu rengin muadili bir çok oje kullanmıştım pastel 75 , opi you don't know jacques ama açıkçası bir çok renkle uyumlu olmasına rağmen kıyafet seçimine göre yinede değiştirmek zorunda kalıp en fazla 24 saat kullanabildiğim bir ojeye 30-35 dolar vermek hele ki aynı tadı daha ucuza yakalayabileceğim benzerleri varken bana saçma geliyordu. yine de şu an sahip olduğum için çok mutluyum...zaten teşekkür ettiğimde bana "satıcı kıza renk önermesini istedim, ama sonra bu renge yakın bir oje kullandığını hatırlayıp beğeneceğini umarak bunu aldım" dedi...  tabi karşılığında türkiyeden ne alıp göndersem telaşıda sardı beni... yorumlarınızı paylaşırsanız sevinirim.
veeeee son olarak belirtmek isterim ki Chanel 505 particuliere çok çabuk kuruyor, doğru düzgün sürerseniz tek kat bile kullanabilirsiniz, keşke tırnaklarımı bu kadar kısa kesmeseydim dedirtti belki o zaman klavyede bu yazıyı yazarken dans eden ojemin renginide paylaşabilirdim sizinle.

1 yorum: