20 Nisan 2011 Çarşamba

kendime not...

bunları unutmamak için yazıyorum buraya, kendim için sadece…

 hiç bir iyilik gerçekten cezasız kalmıyor… bir insanın sizden nefret etmesini, sizi bazen çaktırmadan, bazen göstere göstere kullanmasını istiyorsanız, ona iyi davranın… o, kendini iteleyen, kötü davranan insanlara koşup sizi görmezden gelecektir… maalesef bu bir döngü…
 
   ben dünya görüşü olarakta, insanlara davranış olarakta oldukça sakinim, yaprağın kıpırdamadığı çöller, donmuş nehirler kadar durgunum… çoğu zaman bunun yerine yırtıcı bir kuş olmayı diliyorum ama insan doğasının dışına çıkamıyor…  deliremiyorum, çıldıramıyorum, yok sayamıyorum… “beni sinirlendirmeyin ha! zaten sinirliyim benimle uğraşmayın ,yoksa kötü olur” diyemiyorum… delilik maskesinin arkasına saklanıp günümü gün edemiyorum, hem desem de bu saatten sonra kimse inanmaz zaten, iyi biliyorum…
 
   ama bir şekilde, kalbimi kıranların boyunlarını kırmak istiyorum, gel gör ki yapmıyorum J bu beni kötü bir insan yapar mı!? yooo, yapmaz, sanmıyorum…!

   sevilmek güzeldir elbette, kimin beni sevdiği ya da sevmediğini umursamadan, sevmeyi seviyorum… insanları seviyorum tanımasamda… illaki sevecek bir şey arıyorum her zamanda buluyorum… “herkese” “her zaman” iyi davranıyorum, yardımcı olmaya çalışıyorum… mutsuzlarken güldürmeye, zor anlarında yanlarında olmaya çalışıyorum, böylece en büyük haksızlığı kendime ediyorum…

   cuma günü yaşadıklarımı anlatmak için bu kadar kafa ütüledim aslında, birlikte çaılştığım, annemden daha fazla gördüğüm ve arkadaşım sandığım insanla alakalı söyleyeceklerim… sürekli üzerine “birlikte” güldüğümüz bir şeyi tekrarlamam, birden bire çıldırttı onu… bana ters bir şey söyledi –espiri yaptığını düşünüyor bu arada, bende ona aynı terslikle cevap verdim, - aynı mantıksa eğer espiri yaptım… bozuldu! ben hemen unuturum böyle şeyleri , 10dk sonra bir şey mi oldu dedim, kızdığını düşünerek bana mı kızdın diye ekledim… tabiri caizse açtı ağzını, yumdu gözünü J  son sözü “birbirimize espiri yapmayalım bundan sonra” oldu, beni konuşturmadı zaten, döndü arkasını mağrur hülya koçyiğit edasıyla... sustum! Hem edepli, edebinden susar... edepsiz, ben susturdum sanmaz mı?
 
   İnsan kendine sormadan edemiyor, gerçek arkadaş böyle saçma sudan bir sebep için arkadaşlığını bozar mı?
elbette ki hayır… demek ki bir bahane arıyormuş derim… gerçekten arkadaşız sanıyormuşum, sadece kullanılmışım derim, yine susarım… bir de kötü bir huyum var dayanamam yine konuşurum, konuşmaya çalışırım haklı ya da haksız olmam hiç fark etmez… odadaki hava temiz olsun isterim, gülerek nefes alalım, yine gülerek verelim… dayanamam kırık kalbe… ama yaptıkları bununla kalmadı ki 10cm yan tarafımda oturan kız, “iş için bile” konuşmadı benimle, söylemesi gerekenleri onun bunun aracılığıyla iletti… saçmalığın daniskası yani… iş ve arkadaşlığın başka olduğunu görmezden geldi… iş için yavaş yavaş konuşmaya başlayabilirdik çünkü değil mi?!  Benden bu kadar nefret etmesi için haklı bir sebep arıyorum ama annesini öldürüp, babasına küfretmediğim, eleştirisine eleştiriyle cevap verdiğimden başka bir çıkarımda bulunamıyorum… 26 yaşımda ilk defa hayatımda birini sırf bu yüzden affetmiyor, hakkımı helal etmiyorum…

   her sabah kendime verdiğim sözü yineliyorum… belki etrafımdaki tüm insanlara karşı böyle olamam ama en azından “O” na karşı bir ayna olmalıyım… verdiğini yansıtmalı, kendinin gerçekte kim olduğunu ona göstermeliyim… sabretmeli, ilk defa sırf kalbimi yok yere sudan sebeplerle kırdığını hatırlayıp affetmemeliyim… ilk defa sönmemeliyim…

9 Nisan 2011 Cumartesi

sahi?

birinin aklından geçenleri daha söylemeden tahmin ettiğiniz oldu mu hiç? ben tanımadığım kimselere roller veriyorum bu sıralar, ilk kez gördüğüm resimlere başlıklar atmak tek eğlencem diyelim... kafalarının üzerinde konuşma baloncuğu varmışçasına benim istediklerimi söylüyorlar birbirlerine...
deliriyorum belkide, ne bileyim? deliler deli olduklarını bilselerdi deliliklerinden kurtulmaya çalışırlar mıydı acaba? karıncaların sırtlarındaki yük ben miyim? biraz yalan biraz sahi ise söylediklerim, ya sustuklarım karnımın içinde sarmaşıklara dolanıp ağzımdan çıkamayanlar... bu yüzden mi ağrıyor karnım? kasılıyorum, susuyorum... yalanım batsın, gülüyorum...
arabanın koltuğuna oturup kontağı çevirmemle bir sürü kuş havalandı, bahar gelmiş sandım, kuşlar geri dönmüş... yağmur yağdı sonra, üşüdüm bir de üstüne üstlük... dişlerimin arasına sıkışan yalan düşüverdi, kaybettim... çok sonra düşündüm uzun uzun, bir cevap bulamadım, sahi ben niye büyüdüm?

2 Nisan 2011 Cumartesi

çılgın toplar

hava yağmurluydu bugün, bahar yağmuru gibi değildi... kapalıydı üstüne üstlük, griydi, sessizdi, yalnızdı... bir de yanına kimse gelsin istemiyordu besbelli... bende ufacık alışverişim için çıktım dışarı sonra fazla rahatsız etmeden yağmuru döndüm evime... çoktandır aklımda olan daha doğrusu canımın deli gibi çektiği uyduruk atıştırmalarımdan patatesli çılgın toplar yaptım... uzun süre isim düşündüm ne demeli diye, daha önce hiç bir yemeğe isim vermek durumunda kalmamıştım bir de ne biliyim ne desem bilemedim işte... aklıma ilk gelen isimle idare edin... yapımı çok kolay bu topların hem görüntüsü güzel hem de tek lokmalık...
malzemelerle başlayalım;
4 iri patates
2 kocaman havuç
çeyrek demet maydonoz ya da dereotu koyun hangisini seviyorsanız
tercihen yeşil soğan da konabilir ben bu defa koydum.
biraz tuz , karabiber, kırmızı biber
içindeki sosumuzda ise;
2-3 diş sarımsak
1bardak kadar yoğurt
1-2 yemek kaşığı mayonez var
önce patateslerimizi bir güzel haşlıyoruz bu arada havuçlarımızı rendeliyoruz azıcık yağ döktüğümüz tavada biraz öldürüyor ama tam anlamıyla pişirmiyoruz iki çevirin alın işte...
sonra bu yarı ölmüş baygın havuçları  ince ince kıydığımız maydonoz ve yeşil soğanla karıştırıyoruz...
haşlanan patateslere biraz tereyağı katıp püre haline gelene kadar eziyoruz... sonra hazırladığımız havuçtu maydonozdu hepsini karıştırıp tuz ve biber ekliyoruz...
bulamaç gibi görünen püremiziden ceviz büyüklüğünde parçalar kopararak yuvarlıyoruz... parmağımızla ortasınıda oyduk mu tamam işte!  tabağa dizip ortasına ayrıca hazırladığımız yoğurt mayonez sarımsak üçlüsünü döküyoruz tadından yenmiyor... yedikten sonra aile bireylerinin birbirlerine hohlamak suretiyle şakalar yapmasını da önermiyorum...
sevgi çiçek böcek aşkla filan kalın ne diyim...



burası da iyice yemek bloguna döndü diyen varsa gece gizlice gelir kulaklarını keserim ha! bu aralar böyle idare edin...